Kayıkçı Keloğlan

keloğlan masal
Kayıkçı Keloğlan Masalı

Keloğlan keleş oğlan sevmesi beleş oğlanın masallarından yeni bir masalı daha sizlerle buluşturuyoruz.. Bir zamanlar, bir padişahın iki çocuğu varmış. Bunlardan biri oğlan, biri de dünyalar güzeli bir kızmış. Padişah, bu çocuklarını her şeyden çok sever, onların her istediğini yerine getirirmiş.

Bir gün padişah şöyle düşünmüş, “Ben oğlum üzülmesin, sıkılmasın diye onun hiçbir şeyine karışmadım. Halbuki bir gün öldüğüm zaman, memleketin idaresi ona kalacak. Onun bu ülkeyi idare edebilmesi için tecrübeli ve bilgili olması lazım. Şu halde hemen hocalar tutarak zamanın bilgilerini oğluma öğretmeliyim.” Bunu düşünür düşünmez hemen vezirini yanına çağırmış ve olanı biteni anlatmış. Bu fikir veziri memnun etmiş. Ertesi gün derhal memleketin her tarafına tellal ile haberler yollanmış. Memleketin en bilgili adamları saraya çağrılmış. Yalnız padişahın oğlu bundan hiç memnun olmamış, hatta üzülmüş. Çünkü o şöyle düşünüyormuş:

– Niçin insan canını eziyete sokmalı? İşte babam da okuma yazma bilmiyor. Memleketi idare edemiyor mu? Millette onu pekala seviyor. Meydanda at oynatmak dururken ne diye kafamı yorayım?

Hakikaten şehzadenin dünyada en çok sevdiği şey sarayın meydanlığında at koşturup, oynamakmış.

Günler geçmiş ve şehzadeye hocalar tutulmuş. O, düşündüklerini kimseye söyleyemediğinden, hırslı hırslı sarayın bahçesinde dolaşıyormuş. Birdenbire bizim keloğlan keleş oğlan bir ağacın dibinde uyuyormuş, üstü başı gayet perişan bir halde görmüş.Keloğlanın yüzünden, iyi bir insan olduğu anlaşılıyormuş. Şehzade onu omuzlarından sarsarak uyandırmış ve ona :

– Burada kuru toprak uzerinde uyuduğuna göre, hiç derdin yok galiba, kimsin sen? demiş.

O da :

– Ben Keloğlan kulunuz, sarayın kayıkçılarındanım, dünyada dertsiz kul olur mu efendim, ama her derdin dermanı bulunur elbet. Fakat derdini söylemeyenler bu dermanı bulamazlar, demiş.

Bunu duyan şehzade derdini Keloğlan`a anlatmış. Zavallı Keloğlan bunun dert olduğuna bir türlü inanamıyormuş.

Bunun üzerine şehzadeye :

– Aman efendim herkesin derdi bunun gibi olsa, dünyada okuyup öğrenmekten büyük nimet olur mu? demiş.

Bunu duyan şehzade birdenbire Keloğlan`ı omuzlarından yakalamış ve :

– Dur, aklıma bir şey geldi. Madem ki öyle, benim yerime sen geç. Hocalar nereden bilecekler senin ben olmadığını? Benim esbaplarımı(giysilerimi) giyersin, ders günleri ben de benim odalarıma hiçbir hizmetçinin girmemesini emrederim. Seni gören olmaz siz ders yaparken, ben de istediğimi yaparım, demiş.

Şehzade derdine çare bulduğu için çok seviniyormuş ama bu çok tehlikeli bir iş olduğu için Keloğlan itiraz ederek:

– Nasıl olur efendim, babanız duyarsa benim başımı uçurtur, demiş.

Fakat şehzade onu hiç dinlememiş ve:

– Hey, Keloğlan, sana emrediyorum eğer dediklerimi yapmazsan babamdan önce ben senin başını uçururum anladın mı? demiş.

Keloğlan zavallı bir emir kuluymuş. Daha fazla itiraz edememiş, ayrıca okumak yazmak, öğrenmek dünyada en çok istediği şeylermiş. Bir de Keloğlan padişahın kızını bir gün bahçede dolaşırken görmüş ve ona aşık olmuşmuş. Onu bir daha göremediği için de üzülüyormuş. Kendi kendine:

– Böylece belki onu bir daha görebilirim, diyerek için için sevinmiş.

Günler ve aylar geçmiş. Keloğlan ders günleri şehzadenin odasında giyinip, hazırlanıp hocaları bekliyormuş. Ders bitince de yine aşağı kayanın başına iniyormuş. Fakat şehzadeye her seferinde, yaptığı işin fenalığını anlatıyor, yol yakınken dönmesini söylüyormuş ama şehzade söz dinlemiyormuş.

Bir gün Keloğlan dersini bitirip dışarı çıktığında padişahın kızı ile karşılamış. Onu görünce az daha orada pat diye düşüp ölecekmiş. Kızın güzelliği sanki onu büyülemiş. Yerlere kadar uzanan sarı saçlarından dolayı Keloğlan ona “ Sarı Kız “ diyormuş. Sarı Kız da Keloğlan`ı o güzel elbiseler içinde çok beğenmiş. Şimdiye kadar sarayda böyle güzel bir adam görmemişmiş. Bu herhalde ağabeyimin arkadaşlarından birisi diye düşünmüş ve :

– Kardeşimi görmeye gelmiştim, demiş.

Keloğlan da kendini toplayarak :

– Ağabeyiniz ders biter bitmez bahçeye indiler, diye cevap vermiş.

Keloğlan her sabah güneş doğarken evinden çıkar; kayığına biner ve sarayına gelirmiş. Sonra bütün gün yolcu taşır, geç vakitte de evine dönermiş. Keloğlanın kayıklarının geçtiği bu su bir dere değil bir gölmüş. Şehir gölün bir kıyısında kuruluymuş. Öbür kıyısı ise saraya aitmiş.

Bizim dertli Keloğlan`ımız şimdi içinde ikileşen derdi kimseye söyleyemiyor, bu dert onu yiyip bitiriyormuş. Fakat Keloğlan`ın dert ortakları da yok değilmiş. Bunlar gölün kıyısındaki sazlar, kuğular ve kayığın kürekleriymiş.

Keloğlan her sabah ve akşam kayığına binince gözlerini gölün titreşen sularına diker ve derdini sulara şöyle dökermiş :

Çek çek çekirdek
Çekirdeğin içi yok
Keloğlan`ın suçu yok
Padişahın nesi var
Türlü türlü i var
At oynatan oğlu var
İnci dizen kızı var
Padişahı bir görsem
Sarı Kızı istesem
Ver o kızı, al o kızı
Ver o kızı, al o kızı

Keloğlan bunu o kadar söylemiş ki bütün sazlar, sular ve kuğular bu şarkıyı öğrenmişler. Bu sırada hocalar da her gün padişaha haberler yollatıp, talebeleri olan . şehzadenin çok akıllı bir genç olduğundan bahsediyorlarmış. Padişah da bundan çok memnun oluyormuş.

Günlerden bir gün hocalar artık, şehzadeye öğretilecek hiçbir şey kalmadığını, bütün bilgileri ona verdiklerini söyleyerek, padişahtan izin istemişler. Giderlerken de eğer isterse yabancı ellerin bilginlerini davet edip, oğlunu imtihan ettirmesini, oğlunun her imtihandan muvaffak olabileceğini de . belirtmişler.

Bu haber şehzade ile Keloğlan`ı çok korkutmuş. Her şey meydana çıkınca, haklı olarak kızan padişah Keloğlan`ın kafasını uçurtacakmış. Şehzade en doğrusunun gidip gerçekleri anlatmak olacağını düşünerek babasına gitmiş. Ondan önce de Keloğlan`a artık saraya gelmemesini, onun kendisini aratacağını, eğer padişah Keloğlan`ı ararsa sakın meydana çıkmamasını söylemiş. Zavallı Keloğlan korkuyla evine kaçap saklanmış.

Padişah oğlunu dinledikten sonra o kadar kızmış ki az daha oğlunu öldürecekmiş. Fakat buna Sarı Kız mani olmuş. Yabancı ellerin bilginleri yavaş yavaş memlekete geliyorlarmış. Şimdi onlar kimi imtihan edeceklermiş. Zavallı adam o gece hiç uyumamış.

Ertesi sabah kayıkları hazırlatmış. Padişah . şehir tarafına geçecekmiş. Göl, o sabah saatlerce Keloğlan`ı beklemiş. Fakat gelen giden yokmuş. Onun yanık sesiyle söylediği şarkıya o kadar alışmışlar ki, bakmışlar Keloğlan gelmiyor, sazlar sallana sallana, kuğular süzüle süzüle, sular titreye titreye bu şarkıyı söylemeye başlamışlar :

Çek çek çekirdek
Çekirdeğin içi yok
Keloğlan`ın suçu yok
Padişahın nesi var
Türlü türlü fesi var
At oynatan oğlu var
İnci dizen kızı var
Padişahı bir görsem
Sarı Kızı istesem
Ver o kızı, al o kızı
Ver o kızı, al o kızı

Padişah bu şarkıyı duyunca o kadar şaşırmış ki, her derdini unutuvermiş. Sonra da birdenbire :
– Bu şarkının bittiği yere kadar gidelim. Beni aldatan Keloğlan`ı da böylelikle bulabiliriz, demiş.

Şarkının bittiği yerde kayıklardan inmişler. İlk gördükleri adam da onlara Keloğlan`ın evini göstermiş.

Padişahın adamları zavallı Keloğlan`ı kapanıp ağladığı odasından alarak, padişahın huzuruna getirmişler. Dizlerine kapanan Keloğlan`a padişah :

– Cezan ölümdür. Senin kafanı uçuracağım. Bir padişahı aldatmanın ne demek olduğunu öğreneceksin, demiş.

Fakat akıllı , bu işin imtihan bittikten sonra yapılmasını çünkü memlekette yabancı bilginlerin huzuruna çıkabilecek başka bir gencin belki bulunamayacağını söylemiş. Bunun üzerine Keloğlan`ın öldürülmesi birkaç gün ertelenmiş.

İmtihan günü geldiğinde, padişah bu imtihanı seyretmeye oğlunu tanıyanları çağırmamış. Yalnız Sarı Kız bir kapı arkasından içeriyi seyrediyormuş. Birdenbire Keloğlan`ı görünce çok şaşırmış. Çünkü onu bir gün ağabeyinin odasında görmüş ve o günden sonra da ona aşık olmuş. Keloğlan o gün fevkalade bir imtihan vermiş. Padişah kendisini mahcup etmediği için memnun oluyor ve böyle akıllı bir çocuğu öldürmediğine de seviniyormuş.

Salon boşalıp ortada padişah, vezir ve Keloğlan kalınca, içeri Sarı Kız girmiş ve babasına Keloğlanın canını bağışlaması için yalvarmış. Vezir de aynı şeyi düşünüyormuş.

Bunun üzerine padişah :

– Ey Keloğlan, görüyorum ki sen memleket için lazım bir adamsın. Seni affediyorum. Benden ne dilersin? demiş.

Keloğlan duyduklarına inanamıyormuş. Dizlerine kapanarak :

– Sağ ol padişahım, demiş ama arkasını söyleyememiş. Fakat padişah anlamış, bir kızına bir de Keloğlan`a bakmış ve gülümsemiş.

Onlar ermiş muradına, biz de erelim muradımıza…

Benzer Masallar

  • Vadideki Nine

    Vadideki Nine Masalı Su akar gider denize kavuşur. Ay güneşi kovalar gece olur. Masal ülkesinde bir telaştır başlar: Padişah kızının bu geceki masalı hazır mıdır? Aynacık nerede? Hadi acele edin. Uyku krallığı bizden önce davranırsa gücümüzü yitiririz. Ve sevgili aynacık son anda nefes nefese bir masal ile gelir: Kusurumuza bakmayın prensesim. Ceylanları bir araya getirmek…

  • Beyinsiz Geyik

    Orman sakinlerinin konuk olduğu masalları okumak hepimizi çok eğlendiriyor. Eğlendirirken de pek çok öğüt veriyor. Bu masallardan biri de Beyinsiz Geyik Masalı. Tüm ormanların tek ve en güçlü kralı olan aslan, yaşadığı onca yılın ardından yaşlanmış. Yaşlılığı şöyle dursun, hastalanmış da. Uzun yıllardır komşuluk ettiği kurnaz tilki, onun ziyaretine sık sık geliyor, bir ihtiyacı olup…

  • Kurabiye Hırsızı Masalı Dinle

    Kurabiye Hırsızı Hikayesi Dinle Sevgili çocuklar, Kurabiye hırsızının hikayesini dikkatlice okumanızı ve bu hikayeden dersler çıkarmanızı umuyorum. Keyifli okumalar.. Günlerden bir gün, gecelerden bir gece, kadının biri havaalanında uçağının kalkmasını bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturacak bir yer buldu. Elindeki kitabı okumaya başladı,…

  • Kırmızı Balık

    Kırmızı Balık Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın deli kulu çokmuş, çok söylemesi günahmış. Develer tellal iken keçiler berber iken, günlerden bir gün, kaplumbağa ile kırmızı balık birlikte gölde zaman geçiriyorlarmış. Bir anda karşılarında bir avcı belirmiş. Avcı, kaplumbağayı kavradığı gibi tutmuş yakalamış. Kırmızı balık bu hale çok üzülmüş, dostu kaplumbağayı salması için avcıya yalvarmış,…

  • Kuğu Çifti ve Kaplumbağa Masalı Dinle

    Kuğu Çifti ve Kaplumbağa Masalı Bir zamanlar, bir gölün kenarında bir kaplumbağa ile bir çift kuğu dostça yaşarlardı. Kaplumbağa ve kuğular boş vakitlerini birlikte geçirerek birbirlerine hikayeler anlatıyorlardı, gölde su içmeye gelen diğer hayvanlarla ilgili dedikodu yapıyorlardı. Özellikle kaplumbağa konuşmayı çok severdi, her zaman konuşacak, söyleyecek bir şeyleri vardı. Bir yıl hava kurak geçti, yağmurlar…

  • Eşek, Tilki ve Aslan

    Eşek, Tilki ve Aslan Masalı Günlerden bir gün, Eşek ile Tilki arkadaş olmuşlar. Beraber yeyip içerlermiş. Karnı tok olan bu ahbaplar ormanda gezmeye çıkmışlar. Çok geçmeden bir aslanla karşılaşmışlar. Tabii kurnaz tilki hemen tehlikeyi fark etmiş, usulca aslana yanaşmış; -“Aslan hazretleri, bana dokunma, sana bu eşeği yem edeyim.” demiş. Aslan bu teklifi kabul etmiş. Oradan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir