Yürek Ana

yürek ana masalı
Yürek Ana Masalı

Ala dağlar, karlı dağlar yüceden yüce… Ömrümüzün yarısı gündüz yarısı gece… Denizler masal gökler bilmece… Eser evrende seher yeli ince ince… Yaşar gideriz bu koca dünyada oğul, kimimiz gaddar, kimimiz insanca… İlle de insanca… Çok zor işte… Kimler gelip gitmemiş ki; bu kavanoz dipli dünyadan… Akıllısından delisine, köründen, kelinden, kösesinden. Eşeğinden, atından, katırından… Korkak pısırıktan tutun da, devlere, canavarlara kafa tutanlara dek… Sayın sayabildiğinizce …

Çok eskilerde daha zaman belli değilken insanlar düşünüp dururlarmış kendince.

“Vakti zamanında ayların adları falan yokmuş. Yiğit ana denen yürekli bir kadının on iki erkek çocuğu varmış. Onlara evlatlarım der de başka bir şey demezmiş. Çocuklar gel zaman git zaman büyüyüp denizci olmuşlar. Her gün denize açılarak, balık sünger toplamışlar. Yani sizin anlayacağınız, hayırlı evlat olmaya yüz tutmuşlar. Yiğit ana, çocuklarının bu çalışkanlığından çok gururlanırmış.

Nedir ki, mutluluğu uzun sürmemiş yiğit ananın. O zamanlarda Kale sahibi olan zalim bir hükümdar; on iki kardeşi yakalayarak zindana attırmış. Acımasız hükümdar, bununla da kalmayarak kardeşleri zindanda birbirine zincirlerle bağlamış. Kardeşler, kurtulmak için düşünmüş taşınmışlar sonunda, büyük olanı:

“Bizi burada kurtarırsa, bir yiğit ana kurtarır,” demiş.

“O değil, onun türküsü kurtarabilir ancak…” demiş ikinci oğlan. Analarının kale duvarı dibinde türküye duracağı anı tam iki yıl beklemişler sabırsızlıkla. Kadının türküsünden güç alıp, zincirleri koparmanın, zindandan kurtulmanın tek çaresi türküymüş meğer…

Ve sonunda muratlarına ermişler… Günlerden bir gün, sabrı tükenen yiğit ana; her türlü güçlüğe rağmen kalenin duvarı dibinde, sesi çıktığı kadar, yanık yanık türkü söylemeye başlamış…

Nice mertler durur mert ülkesinde
Adam heveslenir eğlenmesinde
Diyar-ı gurbetin çar köşesinde
Eğleşilmez kisb-u kâr olmayınca

Bu ezgiden sonra yiğit ana hemen ikinci bir türküye geçti ki, yürek dayanası değildi.

Bir yiğit düşmesin elin diline
Söyleyi söyleyi destan ederler
Nice Yavuz olsa yiğidin adı
Anı gurbet ile mihman ederler

Sevdiceğim bunun ile dört oldu
Saramadım yüreğime dert oldu
Öpmedim kaçmadım adım sevd’oldu
Billahi sevmedim bühtan ederler

Karac’oğlan der ki namı alemde
Kudretten çekilmiş kaşlar kalemde
Vadem yetip gurbet elde ölende
Duyar düşmanlarım bayram ederler

Gök mavisini denize, deniz mavisini güne, gün de mavisini ışığa verivermiş. Rüzgar türküyü, ahenkleştirerek zindana, çocukların yanına taşımış. Türkü ile birlikte çocukların yüreğine sevgi akmış buram buram. Zindanın içi bir anda aydınlanmış. Işıkla birlikte çocukların yüreği coşkuyla dolmuş. Coşkuyla birlik çekip koparmışlar zincirleri. Sevinçle çıkmışlar zindandan. Yiğit analarının yanına varıp, analarının boynuna doya doya sarılmışlar.
“Sen olmasaydın bu zindandan çürür kalırdık ana,” demişler.

Yiğit ana, çocuklarını bağrına basıp kokladıktan sonra, üzgünce:

“Buralarda fazla kalamazsınız… Varın gidin başka diyarlara, on iki ayrı kola dağılın, kendinize göre yaşamınızı kurun!..” demiş.
Oğulları hep bir ağızdan:
“Sensiz hiç bir yere gitmeyiz,” demişler.
Yiğit ana, gözü yaşlı:
“Ben sizin bulunduğunuz her yerde olacağım evlatlarım.. Yürekleriniz sevgi ve saygı ile çarpacağına göre, ben de her an yanınızda olacağımı unutmayın…” demiş.
Büyük oğlan, anasının boynuna sarılarak:
“Bizim adlarımız yok ki ana, Böyle adsız, şansız nasıl gidebiliriz ki!..” demiş.
On ikinci oğlan:
“Üstelik de ne yapacağımız, ne iş tutacağımızı da bilmiyoruz!..” demiş.
Yiğit ana, bir an düşünmüş, taşınmış sonra da kendinden emin bir şekilde:
“Hele şöyle karşıma diziliverin bakalım,” demiş.
Oğlanlar, analarının isteğine uygun , karşısında boy sırası dizilmişler.
Yiğit ana, evlatlarını bir iyice süzdükten sonra, en büyük oğlundan başlayarak:
“Senin adın, bundan böyle ocak olacak,” demiş,
İkinci oğluna da:
“Senin adın, Şubat,”
“Senin adın , Mart,”
“Senin adın, Nisan,”
“Senin adın. Mayıs,”
“Senin adın, Haziran,”
“Senin adın, Temmuz,”
“Senin adın, Ağustos,”
“Senin adın, Eylül,”
“Senin adın, Ekim,”
“Senin adın, Kasım,”
“Senin adın da Aralık,” diyerek, her oğluna sırayla bir adı taktıktan sonra , şöyle deyivermiş:

“Zamanla adınıza layık işlerin nasıl görüleceğini de Doğa Ana’dan öğrenmiş olacaksınız. Haydin şimdi uğrunuz açık, kılıcınız keskin, kazancınız bereketli ola, şimdi vakit yitirmeden dağılın ve uzaklaşın buralarda.”
Ocak, ayrılmadan önce:
“Onu nasıl bulabiliriz?” diye sormuş.
Anaları:
“O sizi bulacak, meraklanmayın siz!.. Bulduğunda da görevlerinizi söyleyecek, iş verecek, aş verecek, canınızı sıkmayın siz.” Demiş.

İşte böyle sevgili çocuklar, Yiğit Ana’nın , anlatısı böyle akı verivermiş. Dilerim sizinde yaşamınız sevgi ve dostluklarla dolu olur. Yaşama hep gülerek bakarsınız.

Masalın yazarı; Taki Akkuş

Benzer Masallar

  • Rumpelstiltskin

    Evvel zaman içinde bir oduncu ve onun güzeller güzeli bir kızı varmış. Oduncu çok yalancıymış. Bir gün Kral onu yanına çağırarak ona bir ders vermeye karar vermiş. Oduncu, Kral’ın karşısına çıktığında Kral’a kendisini tanıtmış ve kızının çok güzel ve zeki olduğunu, isterse samanı eğirerek altına dönüştürebileceğini söylemiş. Kral da adamın kızını alıp gelmesini istemiş. Oduncu,…

  • Keloğlan ile Sihirli Tas

    Keloğlan ile Sihirli Tas Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Uzak bir köyde Keloğlan ile ihtiyar annesi beraber yaşarlarmış. Keloğlan’ın annesi onu “Kel oğlum, keleş oğlum” diye severmiş. Günlerden bir gün Keloğlan annesinden izin alıp balık tutmaya gitmiş. Belki bir kaç balık yakalarım, anacığımla pişirir, yeriz. Aç karnımızı doyururuz” diye düşünüyormuş. Irmağın kenarına…

  • Tepegöz

    Tepegöz Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, leylekler tellal iken, balıklar berber iken, uçsuz bucaksız engin okyanusların dalgalarını köpürterek dövdüğü yüksek uçurumlarla kaplı kıyıları olan bir adada yaşayan bir Tepegöz varmış. Günlerden bir gün, leylekler annesine götürmek için bohçalarında taşıdığı Tepegözü ıssız bir adada düşürmüşler. Adada yaşayan keçiler tarafında beslenip…

  • Kuğu Çifti ve Kaplumbağa Masalı Dinle

    Kuğu Çifti ve Kaplumbağa Masalı Bir zamanlar, bir gölün kenarında bir kaplumbağa ile bir çift kuğu dostça yaşarlardı. Kaplumbağa ve kuğular boş vakitlerini birlikte geçirerek birbirlerine hikayeler anlatıyorlardı, gölde su içmeye gelen diğer hayvanlarla ilgili dedikodu yapıyorlardı. Özellikle kaplumbağa konuşmayı çok severdi, her zaman konuşacak, söyleyecek bir şeyleri vardı. Bir yıl hava kurak geçti, yağmurlar…

  • Kurşun Asker

    Kurşun Asker Masalı Yiğit Kurşun Asker Hikayesi. Bir zamanlar, uzak bir ülkede, bir oyuncak evinin içinde tam altı tane kurşun asker yaşarmış. Bunları bir gün alıp bir oyuncakçı dükkanının vitrinine koymuşlardı. Altısı da tüfekleri omzunda esas duruşta duruyordu. Yalnız içlerinden birinin tek ayağı yoktu. Oğlunun doğum günü için armağan almaya çarşıya çıkan bir baba, askerleri…

  • Karga ile Tilki

    La Fontaine masalları arasına eklediğimiz yeni masalımızın adı; Karga ile Tilki Masalı La fontenin kısa masallarından güzel bir örnek sizlerle.. Keyifli okumalar. Günlerden bir gün bay karga konmuş bir dala Koca bir peynir ağzında. Tilki peynirin kokusunu almış gelmiş: — Günaydın, Sayın Karga, demiş; Bu ne güzellik böyle: Bakmaya doyamıyorum size. Şu tüylere bakın, pırıl…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir