Ali Baba ve Kırk Haramiler

ali baba masalı

ali baba masalı

Ali Baba ve Kırk Haramiler masalı, açgözlülüğün sonuçlarını, zekânın ve cesaretin önemini anlatan klasik bir hikâyedir. Ali Baba, Mercan’ın yardımıyla haramilerin planlarını bozar ve kardeşi Kasım’a dürüstlüğün değerini öğretir. 8-10 yaş çocuklar için uygundur.

Ali Baba ve Kırk Haramiler Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken; ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallarken, uzak ülkelerin birinde güzel bir şehir varmış. Bu şehirde zenginler büyük konaklarda yaşar, yoksullar geçimlerini sağlamak için gece gündüz çalışırlarmış. Dağların ardında gizemli mağaralar, mağaraların içinde de nice hazineler saklıymış. İşte bu masal, gizli bir hazineyi keşfeden Ali Baba’nın, açgözlülüğün tuzağına düşen Kasım’ın ve zekâsıyla herkesi şaşırtan Mercan’ın yer aldığı Ali Baba ve Kırk Haramiler hikâyesiymiş.

Çok eski zamanlarda, bu şehirde Ali Baba ile Kasım adında iki kardeş yaşarmış. Babaları öldüğünde geriye çok az bir miras kalmış. İki kardeş bu mirası eşit şekilde paylaşmışlar. Ancak zamanla hayatları birbirinden çok farklı yönlere savrulmuş. Kasım, zengin bir tüccarın kızıyla evlenmiş ve kısa sürede büyük bir servetin sahibi olmuş. Geniş bir konağı, dükkânları ve birçok hizmetkârı varmış. Fakat zenginleştikçe daha da cimrileşmiş, sahip olduklarını başkalarıyla paylaşmaktan kaçınmış. Ali Baba ise yoksul bir kadınla evlenmiş. Geçimini sağlamak için her gün üç eşeğiyle ormana gider, kuru dallar ve odunlar toplar, bunları şehirde satarak ailesini geçindirirmiş.

Ali Baba ile karısının yanında Mercan adında yetim bir kız da yaşarmış. Onu küçük yaşta himayelerine almışlar, sevgiyle büyütmüşler ve eğitimine önem vermişler. Mercan zamanla akıllı, çalışkan ve dikkatli bir genç kıza dönüşmüş. Ev işlerinde ailesine yardım eder, karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak için düşünürmüş. Ali Baba da ona çok güvenir, önemli konularda fikrini almaktan çekinmezmiş.

Bir sabah Ali Baba, üç eşeğini yanına alarak her zamankinden daha uzak bir bölgeye gitmiş. Yüksek kayalıkların bulunduğu ıssız bir yere vardığında eşeklerini ağaçların arasına bırakmış ve odun toplamaya başlamış. Bir süre sonra uzaktan at nalı sesleri duymuş. Sesler gittikçe yaklaşıyormuş. Ali Baba, kimlerin geldiğini anlamak için hemen yakındaki büyük bir ağaca tırmanmış ve yaprakların arasına gizlenmiş. Az sonra kırk atlı kayalıkların önüne gelmiş. Ali Baba onları dikkatle saymış ve gerçekten kırk kişi olduklarını görmüş. Hepsi silahlıymış ve yanlarında büyük torbalar taşıyorlarmış. Bunların çevreye korku salan ünlü Kırk Harami olduğunu anlamış. Yıllardır yolları kesiyor, yolcuların mallarını alıyor ve elde ettikleri ganimetleri gizli bir yerde saklıyorlarmış.

Haramilerin reisi atından inerek kayalığın önüne geçmiş ve gür bir sesle, “Açıl susam açıl!” diye bağırmış. Bir anda kayalığın içinden büyük bir gürültü yükselmiş ve gizli bir kapı açılmış. Haramiler teker teker içeri girmişler. Reis de içeri girdikten sonra, “Kapan susam kapan!” demiş. Kaya yeniden kapanmış. Ali Baba korkuyla ağacın üzerinde beklemeye devam etmiş. Uzun bir süre sonra kapı tekrar açılmış. Haramiler dışarı çıkmışlar. Atlarının terkilerindeki torbalar artık boşmuş; getirdiklerini mağarada bırakmışlar. Reis büyülü sözleri tekrarlayarak kapıyı kapatmış. Ardından hepsi atlarına binip uzaklaşmışlar.

Ortalık tamamen sessizleşince Ali Baba ağaçtan inmiş ve kayalığın önüne gelmiş. Duyduğu sözleri hatırlayarak, “Açıl susam açıl!” demiş. Kaya gürültüyle açılmış. Ali Baba büyük bir şaşkınlıkla mağaraya girmiş. Gözleri karanlığa alışınca içeride altınlar, gümüşler, mücevherler, ipekler ve daha nice değerli eşya görmüş. Mağara adeta bir hazineyle doluymuş. Ali Baba önce gördüklerine inanamamış. Sonra ailesinin yıllardır çektiği sıkıntıları düşünmüş. Ancak açgözlülüğe kapılmamış ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar altın almaya karar vermiş. Eşeklerini mağaranın girişine getirmiş, birkaç kese altını heybelerine yerleştirmiş ve üzerlerini odunlarla örtmüş. Ardından mağaradan çıkıp, “Kapan susam kapan!” demiş. Kaya kapanınca eşekleriyle birlikte evinin yolunu tutmuş.

Ali Baba eve vardığında karısına başından geçenleri anlatmış. Karısı duyduklarına çok şaşırmış ve yıllardır süren yoksulluklarının sona erebileceğini düşünerek sevinmiş. Bir süre sonra altınların ne kadar olduğunu merak etmiş. Bunları tartıp miktarını öğrenmek istemiş. Bunun üzerine Kasım’ın karısından bir terazi ödünç almaya karar vermiş. Kasım’ın karısı meraklı ve kuşkucu bir kadınmış. Görümcesinin neden terazi istediğini düşünmüş ve terazinin altına biraz bal sürmüş. Böylece tartılacak şeyin ne olduğunu öğrenebileceğini sanmış. Ali Baba’nın karısı teraziyi eve götürmüş, altınları tartmış ve işi bitince geri vermiş. Kasım’ın karısı terazinin altına baktığında bala yapışmış küçük bir altın parçası görmüş. Gördüklerine inanamamış ve hemen kocasına haber vermiş.

Kasım, kardeşinin altın sahibi olduğunu öğrenince kıskançlığa kapılmış. O gece gözüne uyku girmemiş. Ertesi gün Ali Baba’nın evine giderek altınları nereden bulduğunu sormuş. Ali Baba önce sırrını saklamaya çalışmış. Ancak kardeşinin terazideki altını öğrendiğini anlayınca mağarayı ve başından geçenleri anlatmış. Mağaranın yerini ve kapıyı açıp kapatan sözleri de söylemiş. Kasım duydukları karşısında heyecanlanmış. Eve döner dönmez on katır ve büyük çuvallar hazırlamış. Ertesi sabah kayalıkların bulunduğu yere gitmiş ve mağaranın önünde, “Açıl susam açıl!” diye bağırmış. Kaya açılınca içeri girmiş. Karşısındaki hazineyi görünce gözleri kamaşmış ve çuvallarını altınlarla doldurmaya başlamış. Ancak daha fazla altın toplamak isterken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiş. Sonunda dışarı çıkmaya karar verdiğinde kapıyı açan sözleri heyecandan unutmuş. “Açıl arpa! Açıl buğday! Açıl mercimek!” diye bağırmış. Ne söylerse söylesin kaya açılmamış. Kasım korkuya kapılmış ve doğru sözleri bir türlü hatırlayamamış.

Tam o sırada Kırk Harami mağaraya dönmüş. Kapının önündeki katırları görünce içeride birinin bulunduğunu anlamışlar. Reis büyülü sözleri söyleyerek mağaraya girmiş ve Kasım’ı altın çuvallarının yanında bulmuş. Ona kim olduğunu ve mağaraya nasıl girdiğini sormuş. Kasım korkudan ne diyeceğini bilememiş. Haramiler mağaranın sırrını bilen başka birinin daha olduğunu anlamışlar. Kasım’ın dışarı çıkmasına izin vermemiş ve onu mağaranın derin bir bölümünde gözetim altında tutmuşlar. Ardından mağaranın kapısını kapatarak oradan ayrılmışlar.

Akşam olunca Kasım’ın eve dönmediğini gören karısı telaşlanmış. Ali Baba’ya giderek kardeşinden haber alamadığını söylemiş. Ali Baba kötü bir şey olduğundan şüphelenmiş ve eline bir fener alarak mağaraya gitmiş. “Açıl susam açıl!” deyince kaya açılmış. İçeri girince kardeşini bağlı ve perişan hâlde bulmuş. Hemen iplerini çözmüş ve onu sakinleştirmiş. Tam mağaradan çıkacakları sırada dışarıdan at sesleri duymuşlar. Haramiler geri dönüyormuş. İki kardeş büyük bir kayanın arkasına saklanmışlar. Haramiler mağarayı kontrol etmiş ancak onları bulamamışlar. Bir süre sonra yeniden dışarı çıkınca Ali Baba ile Kasım fırsattan yararlanarak mağaradan kaçmışlar. Ali Baba kardeşini eve götürmüş ve dinlenmesine yardımcı olmuş. Kasım yaşadıklarından sonra açgözlülüğünün kendisini ne büyük bir tehlikeye sürüklediğini anlamış. Ancak haramilerin hazinesinden eksilen altınları fark etmesi, tehlikenin henüz sona ermediğini gösteriyormuş.

Haramilerin reisi, mağaranın sırrını bilen kişiyi bulmaya karar vermiş. En kurnaz adamlarını tüccar kılığına sokarak şehre göndermiş. Haramiler günlerce sarrafları, kuyumcuları ve altın bozdurulan dükkânları izlemişler. Bir gün sıradan bir oduncu olarak tanınan Ali Baba’nın, bir sarrafa giderek üzerinde eski mühürler bulunan ağır altın paraları bozdurduğunu görmüşler. Ali Baba’nın birdenbire değerli altınlarla ortaya çıkması dikkatlerini çekmiş. Onu kalabalığın arasında gizlice takip etmişler. Ali Baba sokaklardan geçerek evine girince aradıkları kişiyi bulduklarını anlamışlar.

Haramilerden biri gece Ali Baba’nın evinin kapısına beyaz bir işaret koymuş. Böylece geri döndüklerinde evi kolayca bulabilecekmiş. Fakat Mercan kapıdaki işareti fark etmiş. Bunun bir tuzak olabileceğini düşünerek aynı işareti çevredeki evlerin kapılarına da çizmiş. Ertesi gün haramiler geldiklerinde bütün evlerde aynı işareti görmüş ve gerçek evi bulamamışlar. Reis bu kez başka bir plan yapmış. Bir adamına Ali Baba’nın kapısına kırmızı bir işaret koymasını emretmiş. Ancak Mercan bunu da fark etmiş ve diğer evlerin kapılarına aynı işareti çizmiş. Haramiler ikinci kez başarısız olmuşlar. Reis, karşılarında dikkatli ve zeki birinin bulunduğunu anlamış ve Ali Baba’nın evini kendisi bulmaya karar vermiş.

Haramilerin reisi, otuz dokuz büyük zeytinyağı küpü hazırlatmış. Adamlarından otuz dokuzunu bu küplerin içine saklamış. Bir küpü ise gerçekten yağla doldurmuş. Ardından kendisi de yağ tüccarı kılığına girmiş. Akşam vakti Ali Baba’nın kapısını çalmış ve uzaklardan geldiğini söyleyerek o gece evlerinde konuk olmak istemiş. Misafirperver Ali Baba, karşısındaki adamın haramilerin reisi olduğunu anlamamış ve onu evine davet etmiş. Küpler de bahçeye taşınmış. Mercan, yabancı tüccarın davranışlarını dikkatle izlemiş. Gece avluya çıktığında küplerden birinin içinden fısıltılar geldiğini duymuş. Şüphelenerek diğer küpleri de kontrol etmiş ve içlerinde saklanan adamları fark etmiş. Böylece evlerinin büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlamış.

Mercan hemen Ali Baba’nın yanına giderek durumu anlatmış. Ali Baba ne yapacağını düşünürken Mercan sessizce şehir muhafızlarından yardım istemeyi önermiş. Ali Baba da dikkat çekmeden dışarı çıkmış ve muhafızlara haber göndermiş. Muhafızlar gece vakti evi kuşatmışlar. Küplerde saklanan haramiler dışarı çıkamadan yakalanmışlar. Kendini tüccar gibi gösteren reis de kaçamadan ele geçirilmiş. Şehir muhafızları durumu hükümdara bildirmişler. Ertesi sabah hükümdar olay yerine gelmiş ve yakalanan adamların yıllardır halka korku salan Kırk Harami olduğunu öğrenmiş. Haydutların yaptıklarının hesabını vereceklerini söylemiş. Böylece Kırk Harami zindana gönderilmiş ve şehir halkı büyük bir tehlikeden kurtulmuş.

Haramiler yakalandıktan sonra Ali Baba, muhafızlara gizli mağaranın yerini göstermiş. Hükümdarın görevlileri mağaraya giderek içindeki altınları, mücevherleri ve diğer değerli eşyaları çıkarmışlar. Eşyaların bir kısmının yıllar önce soyulan tüccarlara ve yolculara ait olduğu anlaşılmış. Bulunabilen mallar gerçek sahiplerine geri verilmiş. Sahibi belirlenemeyen hazinenin bir bölümü de Ali Baba’ya, haydutların yakalanmasına yardım ettiği için ödül olarak verilmiş. Ali Baba bu serveti ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak ve yoksullara yardım etmek için kullanmış. Artık ailesi yoksulluk çekmiyormuş ama Ali Baba eskisi gibi çalışkan ve mütevazı yaşamaya devam etmiş.

Kasım da yaptığı hatadan dolayı pişman olmuş. Kardeşinin yanına giderek özür dilemiş. Açgözlülüğü yüzünden hem kendisini hem de ailesini tehlikeye attığını kabul etmiş. Ali Baba kardeşini affetmiş. Kasım da zamanla cimriliğinden vazgeçmiş ve sahip olduklarını ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı öğrenmiş. İki kardeş yeniden iyi geçinmeye başlamışlar. Kasım, zenginliğin yalnızca altın biriktirmekle değil, insanlarla iyilik ve güven içinde yaşamakla anlam kazandığını anlamış.

Bütün şehir, Mercan’ın zekâsını ve cesaretini konuşmaya başlamış. Çünkü onun dikkati sayesinde Ali Baba’nın ailesi kurtulmuş, haramilerin planları bozulmuş ve sonunda haydutlar yakalanmış. Bir gün hükümdarın oğlu Mercan’la tanışmış. Mercan’ın yalnızca akıllı değil, aynı zamanda dürüst ve iyi kalpli olduğunu da görmüş. Mercan da hükümdarın oğlunun adaletli ve yardımsever biri olduğunu anlamış. Zamanla birbirlerine sevgi duymaya başlamışlar. Hükümdarın da onayını aldıktan sonra uygun bir zamanda evlenmişler. Böylece Ali Baba’nın ailesiyle saray arasında güçlü bir bağ kurulmuş. Ali Baba ile karısı Mercan’ın mutluluğuna çok sevinmişler. Şehir halkı da artık Kırk Haramilerin korkusundan uzak, huzurlu bir hayat sürmeye başlamış.

Ali Baba, yaşadıklarından önemli bir ders çıkarmış. İnsan sahip olduklarının kıymetini bilmeli, açgözlülüğe kapılmamalı ve zor zamanlarda aklını kullanmalıymış. Mercan’ın hikâyesi de zekânın, cesaretin ve iyiliğin en büyük hazinelerden bile değerli olduğunu göstermiş. Böylece Ali Baba ile ailesi uzun yıllar mutlu ve huzurlu yaşamışlar.

Gökten üç elma düşmüş. Biri iyilik yapanlara, biri aklını kullananlara, biri de bu masalı okuyup ders çıkaranlara…

Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine.

Masalın dersi: Açgözlülük insanı zor durumda bırakır. Akıl, cesaret, dürüstlük ve yardımlaşma ise en güç sorunların bile çözülmesine yardımcı olur.

Yorum yapılmamış

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir