En Güzel Çiçek Hikayesi

en güzel çiçek hikayesi

Çocuklarımız için harika bir hikayeyi daha sizlerle paylaşıyoruz. Dünya’nın en güzel çiçeğinin hikayesini okumaya hazır mısınız? Keyifli okumalar diliyoruz.

En Güzel Çiçek Hikayesi

İki boncuk gibi parlayan iri mavi gözleriyle bir çiçek kadar güzelmiş Maviş. Annesi altın gibi ışıldayan sarı uzun saçlarını örer, bu örgüler üzerine beyaz bir kurdeleyi bir kelebek gibi kondururmuş. Sonra nar kırmızısı entarisinin altına beyaz pabuçlarını giyermiş Maviş. O zaman da bu küçük kıza bir bakan bir daha bakmaktan kendini alamazmış. O yıl yedi yaşına basıp okula başlamış Maviş. Daha ilk günden öğretmeni ve arkadaşları pek sevmişler onu. Maviş de bu yeni ortama çabucak alışıvermiş. Sabah olup da kahvaltısını yedi mi anne ve babasını öper, heyecanla okul yoluna koyulurmuş arkadaşlarını bir an önce görmek için.

Günler haftalar geçmiş. İlkin karlı soğuk kış günleri, ardından da ılık aydınlık bahar günleri inmiş yere göğe. Doğa yeni bir doğumun coşkusunda binbir renge boyanarak güzelliğinin doruklarına ulaşmış. Havayı kuş cıvıltıları, çiçek kokuları sarmış gün boyu. Sular çağlayıp coşmuş, ağaçlar çiçekli dallarıyla bu coşkunun bir renk türküsü olmuş sanki. Bu günlerin birinde öğretmenleri, Maviş’le arkadaşlarını yeşil kırlara çıkarmış. Bütün gün gülüp oynamışlar. Dallarda kuşları, sularda balıkları seyretmişler uzun uzun. Sonra yorulup çimenler üzerine uzanmışlar. Öğretmen küçük öğrencilerinin mutlu yüzlerine bakmış ve şöyle demiş:

– Şimdi sizlerden bir isteğim var çocuklar. Kalkın ve dağılın çevreye. Bana doğadaki en güzel çiçeği bulup getirin. Kim bunu başarırsa ona en değerli bir armağanım olacak. Çocuklar sevinçle yerlerinden fırlayıp dağılmışlar, doğadaki en güzel çiçeği aramaya koyulmuşlar. Aramışlar aramışlar ve bir süre sonra her biri elinde birbirinden güzel çiçekle gelerek öğretmenlerinin ne diyeceğini merakla beklemeye koyulmuşlar.

Çiğdem, pembe tomurcuklu bir yaban gülü tutuyormuş parmakları arasında.
– Aferin Çiğdem. Çok güzel bir çiçek bulmuşsun. Kokusu da doyumsuz.
Selim, kan rengi bir gelinciği ileriye uzatıp sormuş.
– Ya benimki öğretmenim?
– Şahane bir renk. Alev gibi. Zarafeti de öyle. Sana da aferin Selim.
Mine’nin elinde bir bahar dalı varmış pembe-beyaz çiçekleriyle.
– Doğa’nın zafer tacı sanki. Ne kadar da güzel… Tebrikler Mine!
Ali, beyaz yapraklı, sarı göbekli bir papatyayı uzatırken öğretmenin yüzü yeniden ışıldamış.
– Beyaz gelinlikli bir genç kız gibi. Sade ama kusursuz. İnsanda saygı uyandıran bir yanı var. Teşekkürler Ali.

Sıra Maviş’e gelmiş. Bütün başlar ona, onun eline çevrilmiş. Ama Maviş’in elleri boşmuş.
– Sen… Bir şey bulamadın mı Maviş? Bunca çiçek, bunca güzellik içinde… Maviş iri boncuk gözlerini açıp çiçekler kadar güzel yüzüyle gülümsemiş ilkin. Sonra heyecanla haykırmış.

– Buldum! Hem o kadar çok buldum ki… Ama hepsi birbirinden güzeldi öğretmenim. Biri ötekinden üstün değildi. Belki kırdaki bütün çiçekleri kucaklayıp size getirmem gerekecekti. Bunu başaramazdım. Ve başını eğmiş birden. Sözlerini duygulu bir fısıltıyla bitirmiş.

– Hem …. Çiçekler yerinde, dalında güzel … Onlardan bir tekini bile koparmaya kıyamadım. Çünkü öğretmenim, hangi çiçeği görsem o en güzeldi… Öğretmen büyük bir heyecanla kollarını açmış, sarmış Maviş’i. Sonra öbür çocuklara dönmüş.

– Bakın yavrularım, demiş. Bu kardeşinizden hepimiz çok güzel bir ders aldık. Sizler güzel çiçekler buldunuz ama en güzelini bulan o oldu. Güzel olan sevdir çünkü yavrularım. Sevmek bize saygıyı getirir. O zaman da Maviş kardeşiniz gibi bir dal çiçeği bile koparmaya kıyamayız. Onu dalında görmek isteriz. Öldürme hakkı bulamayız kendimizde… O günden sonra çiçekler yerinde, dalında kalmış hep. Ve doğa daha bir renklenmiş, daha bir şenlenmiş.

Ta ki insanlar “sevgi” sözcüğünün anlamındaki yüceliği unutmaya başladığımız bu günlere gelinceye kadar…

Yazan: Sadettin Kaplan

Benzer Masallar

  • Kör Bilge

    Kör Bilge Masalı Bir zamanlar gözleri görmeyen bir bilge yaşarmış. Gözleri görmezmiş ama kalp gözümü açık bilinmez, neye dokunsa onun türünü söylermiş. Köylüler bir gün ormanda bir kurt yavrusu görmüşler. Neyin yavrusu olduğunu bir türlü anlayamamışlar. İyisi mi biz bunu Kör Bilge’nin yanına götürelim, anlarsa o anlar demişler. Az gitmişler, uz gitmişler, Kör Bilge’nin kulübesine…

  • Altın Yumurtlayan Kaz

    Altın Yumurtlayan Kaz Masalı Bir zamanlar, bir çiftçinin her gün bir altın yumurtlayan bir kazı varmış. Kaz, altın yumurtlayarak çiftçi ve karısına günlük ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar para sağlamış. Uzun süre çiftçi ve eşi geçim sıkıntısı çekmeden mutlu mesut yaşamışlar. Ancak bir gün çiftçi kendi kendine, “Neden günde sadece bir yumurta almalıyız? Neden hepsini birden…

  • Aslan ile Çakal

    Aslan ile Çakal Masalı Günlerden bir gün, aslan ile çakal arkadaş olmuşlar. Dağda bayırda geze geze yorulmuşlar, acıkmışlar. Aslan demiş ki: — Çakal kardeş, bu böyle olmayacak. İyisi mi, bir av yapalım da karnımızı doyuralım. Neyse bunlar av peşinde dolaşırken, çayırda otlamakta olan yılkı atlarına rast gelmişler. Aslan: — Tamam çakal kardeş, ben gideyim de…

  • Fareli Köyün Kavalcısı

    Türk masal sitelerinin öncüsü olan sitemizde yepyeni bir masalı sizin için yayınladık. Fareli Köyün Kavalcısı Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde develer tellal iken, fareler berber iken, ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallarken; ülkenin birinde bir köy varmış. Halkı mutluluk içinde yaşarmış. Günlerden bir gün köyün bütün evlerine fareler dolmuş….

  • Meşe ile Saz

    La fontaine masalları kategorisine eklediğimiz yeni masalımız Meşe ile Sazı keyifle okumanızı dileriz.. Meşeyle Saz Masalı Meşe, bir gün, saza demiş: — Doğrusu Tanrı size gadirlik etmiş. Minnacık serçe konsa üstünüze Beliniz bükülüverir. Suları ürperten seher yeli Baş eğdirir size Bir de benim şu dağ gibi gövdeme bak! Güneş bile zor giriyor içime, Fırtına dallarıma…

  • Sakanın Eşeği

    Sakanın Eşeği Hikayesi Bir zamanlar yoksul bir saka, o sakanın da zayıf, cılız bir eşeği vardı. Zavallı eşek o kadar zayıftı ki, sırtı yük taşımaktan, zayıflıktan yara bere içinde kalmıştı. Günlerce çalışmasına rağmen karnını doyurabilecek kadar yem bulamıyordu. Padişahın atlarının bakıcısı bu sakayı tanıyordu. Onunla eskilere dayanan bir ahbaplığı vardı. Bir gün sakaya rastladı: –…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir