Bülbül ile Hükümdar

bülbül ile hükümdar masalı
Bülbül ile Hükümdar Masalı

Harda hurda, eşeği yedirdik kurda, altmış tarla buğday, yedim karnım doymadı. Denizi çorba ettim, gemiyi kepçe ettim, yedim içtim yüzüm gülmedi. Bir varmış, bir yokmuş. Zamanın birinde, dünyanın en muhteşem ülkesine sahip bir hükümdar varmış. Lakin sahip olduğu güzelliğin farkına varmayan bahtsız biriymiş bu hükümdar. Muazzam bir sarayı, aynı güzellikte bir de bahçesi varmış ki, bir ucundan bakınca öteki ucu görünmezmiş, o kadar büyükmüş. En güzel çiçekler ve ağaçlar orada yetişirmiş. Halkın arasında konuşulanlara kulak verilirse bahçeden daha güzel olan şey, o bahçenin içinde yaşayan bir bülbülmüş. Öyle güzel bir ötüşü varmış ki bülbülün, şanını şöhretini duyanlar uzak ülkelerden bile onu görmek için oraya gelmek istermiş. Bu bülbülün adı sanı hükümdarın kulağına kadar gelmiş. İşin tuhaf tarafı ise, hükümdarın bu bülbülden haberinin olmamasıymış. Bu yüzden, çok kızmış hükümdar, küplere binmiş. Vezirini çağırtıp;

“Bu ne demek oluyor şimdi?” demiş, “Benim sarayımın bahçesindeki bülbülden benim neden haberim yok?” Vezir cevap verememiş. Çünkü bülbülden vezirin de haberi yokmuş. Hemen bahçıvanı çağırtıp;
“Söyle bakalım, saraydan bütün dünyanın duyduğu bir bülbül varmış. Neden benim bundan haberim yok?
Bahçıvan; “Affedin efendim!”

Vezir; “Çabuk onu bulun bana!” diye bağırmış, çağırmış.

Bahçıvan, her yeri aramış taramış, herkese sormuş ama bülbülü bir türlü bulamamış. Vezir çare olarak, hükümdara “Bu birilerinin uydurduğu bir şey olsa gerek” demiş.

Hükümdar daha da sinirlenmiş ve “Hayır, bu olamaz! Bunu bana özüne sözüne güvendiğim birisi söyledi. Hemen bülbülü bulun, yoksa hepinizi cezalandırırım” demiş. Sarayın mutfağında çalışan bir kız bahçıvana gelip;

“Aradığınızı burada bulamazsın!” demiş “Ama isterseniz ben sizi o bülbülün yanına götürürüm.”
Bu duruma çok mutlu olan saray çalışanları hemen bülbülün yaşadığı ormanın yolunu tutmuşlar. Bülbülün yaşadığı yere gelince; “Küçük bülbül!” diye bağırmış kız. Bülbül bir ağacın dalında görününce, “Hükümdar, seni görmek ve sesini duymak istiyor. Bizimle gelmezsen hepimizi cezalandıracak” demiş. Bülbül bu duyduklarına çok üzülmüş.

Bülbül tekliflerini kabul etmiş, yolda onun sesinden şarkılar dinleyerek birlikte saraya dönmüşler. Hükümdarın huzuruna çıkarılan bülbül, güzel sesiyle şakımaya başlamış. Öyle acıklı ötmüş ki, hükümdar hem duygulanıp gözlerinden yaşlar akıtmış, hem de çok mutlu olmuş. Bülbüle “Dile benden ne dilersen!” demiş.

Bülbül “En güzel armağan, sizi mutlu görmek” diye cevap vermiş ona. Bütün herkesin sevgisini kazanan bülbül, saraydakilerin baş tacı olmuş. Bundan sonra sarayın bahçesinde hayatını sürdürmeye, ara ara da güzel sesiyle hükümdara şarkılar söylemeye başlamış. Bütün ülke halkı, bülbülün şarkılarını dinlemek için sarayın çevresine toplanırlarmış.

Günlerden bir gün hükümdara armağan dolu bir sandık gelmiş. Açtıklarında içinden altınlar, pırlantalar ile değerli taşlarla bezenmiş oyuncak bir bülbül çıkmış. Bu camdan yapılmış oyuncağın üstünde bir kurma kolu varmış. Bunu ayarladığınızda gerçek bir bülbül gibi ötmeye başlıyormuş. Bir zaman sonra, gerçek bülbül hükümdarın bu oyuncak bülbül geldi geleli kendisiyle ilgilenmediğini, kendisinden uzaklaştığını görünce üzülmüş ve bir yolunu bulup saraydan kaçmış.
Her gün güzel sesiyle ötmeye devam eden oyuncak bülbül ise, günün birinde aniden bozuluvermiş. Hükümdar bülbülün sesini öylesine alışmış ki, o zaman gerçek bülbülün noksanlığını fark etmiş ve ona haksızlık yaptığını anlamış. Üzüntüsünden hasta olup yataklara düşmüş. Hükümdar günden güne daha da kötüleşmeye başlamış ve halk onun bu haline çok üzülmüş. Onu yatağında çaresiz şekilde görünce, artık iyileşmeyeceğini düşünüp yeni bir hükümdar seçmek istemişler hemen.

Hükümdarın hastalığı ve yeni hükümdar seçileceği haberleri saraydan kaçan bülbüle kadar ulaşmış. Hükümdarın sevgisini ve pişmanlığını öğrenen bülbül, ona yardım etmeye karar vermiş. Hemen gelip hükümdarın yattığı odanın penceresine konmuş ve güzel sesiyle tekrar tekrar şarkılar, nağmeler söylemeye başlamış.

Hasta yatağında bülbülün sesini duyan hükümdar, kendine gelmeye başlamış. Sonunda sabaha karşı, hükümdar iyileşip ayağa kalkmış. Kendisini iyileştiren şeyin bülbülün sesi olduğunu biliyormuş. Hükümdar bundan sonra onu hep seveceğine; bülbül de ona, arada bir gelip şarkı söyleyeceğine söz vermiş.

Sabah saraydaki herkes hükümdarı ayakta görünce hem çok şaşırmış hem de çok sevinmiş. Yeni bir hükümdar seçmekten vazgeçmişler. Çünkü hükümdarlarından memnunmuşlar.

Hükümdar bundan sonraki yaşamını sarayının bahçesindeki güzellikleri doya doya yaşayarak ve bülbülün tatlı ötüşlerini, şarkılarını dinleyerek geçirmiş. Bülbül ile birlikte mutlu mesut yaşamışlar.

Benzer Masallar

  • Tilki ile Leylek

    Tilki ile leyleğin dostluğunu bilmeyeniniz yoktur. Tilki ile Leylek Masalı, bunun en farklı örneklerinden biri. Çok uzak bir ormanın derinliklerinde, birbirine komşuluk eden tilki ve leylek yaşarmış. Görenler, onların ne kadar iyi komşu olduklarını söylemeden, bu komşuluklarını herkese örnek göstermeden edemezlermiş. Tilki ve leyleğin bu dostça komşulukları kulaktan kulağa yayıla dursun. Günlerden bir gün, ormanda…

  • Hilebaz Eşek

    Hilebaz Eşek Masalı Bir zamanlar bir köyde bir tüccar yaşardı. Tüccarın bir eşeği vardı. Pazarda satmaya götüreceği eşyaları her gün eşeğinin sırtına yükleyip pazara giderdi. Pazara gidebilmek için her gün yolun üzerindeki nehirden geçmeleri gerekiyordu. Tüccar, eşeğine çok değer veriyordu. Ama eşek çok tembeldi. Bir gün tüccara tuz siparişi vermişlerdi. Tüccar ambarındaki tuzları pazarda satmak…

  • Keklik ile Avcı

    Keklik ile Avcı Masalı Bir zamanlar, uzak bir ülkede yaşayan zalim bir avcı varmış. Avcılığa pek meraklıymış. Günlerden bir gün, avcıya bir kaç arkadaşı konuk olmuş. Sürekli av yaptığından hiçbir iş yapmazmış, haliyle de dolabında hiçbir şey yokmuş. Konuklarına hangi yemeği ikram edeceğim derken, gözüne her zaman av yaparken kullandığı Çağırtkan keklik ilişmiş. Bu kekliği…

  • Minik Sincaplar

    Minik Sincaplar Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, kuşlar tellal iken, sincaplar berber iken, anneleriyle beraber küçük bir kulübede yaşan üç küçük sincap varmış. Gel zaman git zaman küçük sincaplar artık büyümüşler, doğup büyüdükleri kulübeden çıkıp doğa hayatının içinde yaşamlarını sürdürmeleri gerekiyormuş. Günlerden Bir gün anne sincap, yavrularını yanına çağırmış;…

  • Dört Mevsim

    Dört Mevsim Masalı Günlerden bir gün, Toprak Ana, evinde yalnız başına yaşıyormuş. Yalnız yaşamak zormuş, bu yüzden canı çok sıkılıyormuş. Bir gün sabah erken kalkmış, gök kralına misafirliğe gitmiş. Sarayın kapısına varınca, gürültüler, patırtılar duymuş. Kapıdaki nöbetçiye, “bunların ne olduğunu” sormuş. Nöbetçi: – Ne olacak, demiş. Mevsim kardeşlerin gürültüsü. İkisi kız, ikisi oğlan dört yaramaz…

  • At ile Kurt

    At ile Kurt Masalı Günlerden bir gün, karnı çok acıkan kurt ormanda gezintiye çıkmıştı. Ormanda gezerken önüne bir at çıktı. Atı görünce sevinçten ne yapacağını şaşırdı. — Nihayet! aç olan karnımı doyurabileceğim büyük bir av buldum. Bu atı günlerce yiyebilirim! Umarım çok zeki değildir, aptal olması işimi kolaylaştırır. Kurt, atın yanına yaklaştı: — At kardeş,…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir