Bilge Kanat ve Avcı

Bilge Kanat ve Avcı
Bir varmış bir yokmuş… Uçsuz bucaksız ovaların, altın başaklı buğday tarlalarının uzandığı bir diyarda, gökyüzünü yurt edinmiş büyük bir kuş sürüsü yaşarmış. Bu kuşlar sabahları birlikte uçar, akşamları ise yüksek çınar ağaçlarının dallarında dinlenirmiş.
Sürünün lideri, yılların tecrübesini kanatlarında taşıyan yaşlı bir serçeymiş. Ona herkes Bilge Kanat dermiş. O, rüzgârın yönünü hisseder, fırtınayı önceden sezer ve sürüsünü her zaman güvenli yollara götürürmüş.
Bir gün, tarlaların sessizliğini bozan sinsi bir avcı çıkagelmiş. Kuşların sık uğradığı buğday alanının tam ortasına büyük bir ağ sermiş. Ağın üzerini de altın sarısı buğday taneleriyle dikkat çekmeyecek şekilde gizlemiş. Sonra çalıların arasına saklanıp beklemeye başlamış.
Kuş sürüsü havadan yavaşça yaklaşırken genç kuşlar aşağıdaki bolluğu fark etmiş. Parlayan taneleri görünce heyecanla birbirlerine seslenmişler:
— “Ne kadar çok yiyecek var!”
Bilge Kanat, aşağıya baktığında tuhaf bir sessizlik hissetmiş. Yerdeki düzen fazla kusursuz görünüyormuş. Hemen tehlikeyi sezmiş ve güçlü bir sesle uyarmış:
— “İnmeyin!”
Ama genç kuşlar, açlık ve heyecanın etkisiyle onun sözünü tamamlamasını beklemeden yere konmuş.
Tam o anda avcı ipi çekmiş. ŞAAAK! Dev ağ bir anda kapanmış.
Kuşlar panik içinde sağa sola çırpınmaya başlamış. İpler birbirine dolandıkça her hareketleri daha da zorlaşmış. O sırada Bilge Kanat yüksek ve sakin bir sesle bağırmış:
— “Çırpınmayı bırakın! Ne kadar panik yaparsak o kadar sıkışırız. Hep birlikte hareket edeceğiz!”
Genç kuşlardan biri korkuyla sormuş:
— “Biz küçüğüz… bu koca ağı nasıl kaldıracağız?”
Bilge Kanat bir an bile tereddüt etmeden cevap vermiş:
— “Küçük kanatlar tek başına zayıftır ama birlikteyken gökyüzünü bile kaldırır. Şimdi herkes ağın iplerini gagasıyla tutsun. Ve benim işaretimle aynı anda kanat çırpalım.”
Kuşlar dediklerini yapmış. Her biri tüm gücünü toplamış, aynı ritimde kanat çırpmaya başlamış.
Önce ağ hafifçe gerilmiş, sonra yer sarsılır gibi olmuş. Birkaç saniye içinde ise inanılmaz bir şey yaşanmış:
Dev ağ yerden yükselmeye başlamış.
Kuşlar, üzerlerinde dev ağla birlikte gökyüzüne doğru yükselmişler. Avcı şaşkınlık içinde koşmuş ama yetişememiş. Gözlerinin önünde, kendi tuzağı göğe doğru uçup gitmiş.
Uzun ve yorucu bir yolculuk başlamış. Kuşlar çok yorulmuş, kanatları ağırlaşmış ama Bilge Kanat onları hiç durdurmamış. Çünkü biliyormuş ki bu yükten kurtulmadan dinlenmek mümkün değilmiş.
Genç kuşlardan biri nefes nefese sormuş:
— “Nereye gidiyoruz? Artık dayanamıyoruz…”
Bilge Kanat, aşağıdaki kayalıkları süzerken sakin bir sesle cevap vermiş:
— “Eski bir dostumun yanına. Bizi bu yükten kurtarabilecek tek canlı orada yaşıyor.”
Bilge Kanat’ın bahsettiği dost, tarlaların kenarındaki kayalıkların altında yaşayan küçük bir tarla faresiymiş. Adı Tıkır’mış. Tıkır, daha önce de kuşlara fırtınalı günlerde yiyecek taşıyan, yardımsever bir dost olarak tanınırmış.
O sırada Tıkır, yuvasının önünde sessizce dinleniyormuş. Birden gökyüzünde garip bir gölge fark etmiş. Başını kaldırdığında ise eski dostu Bilge Kanat’ı ve kuş sürüsünü dev bir ağın altında, zorlanarak uçarken görmüş.
Hiç düşünmeden dışarı fırlamış:
— “Dayanın! Geliyorum!” diye seslenmiş.
Kuşlar, kayalıkların yakınındaki güvenli alana zorla iniş yapmışlar. Çok yorgunlarmış ama hâlâ ağın içindelermiş. Tıkır hiç vakit kaybetmeden en kalın düğüme atlamış ve keskin dişleriyle ipleri kemirmeye başlamış.
tır tır tır…
Bir düğüm çözülmüş… sonra bir diğeri… her kopan ip, kuşların biraz daha rahat nefes almasını sağlamış.
Ve sonunda, son ip de koptuğunda:
Ağ tamamen açılmış.
Kuşlar tek tek özgürlüğüne kavuşmuş. Genç kuşlardan Maviş sevinçle Bilge Kanat’a sarılmış:
— “Bizi kurtardın!”
Bilge Kanat yavaşça başını sallamış:
— “Hayır Maviş… Ben sadece yol gösterdim. Asıl gücü siz gösterdiniz. Eğer birlikte hareket etmeseydiniz bu ağ yerinden bile kımıldamazdı. Ve bizi kurtaran son halka da Tıkır’ın cesareti oldu.”
Sonra minik fareye dönmüş:
— “Gerçek dostluk, zor zamanlarda sessizce gelen yardımdır.”
Tıkır utangaçça gülümsemiş. Kuşlar ise gökyüzüne baktıklarında artık tek bir şeyi hatırlıyormuş:
Birlik olmadan uçulmaz, dostluk olmadan gökyüzü tamamlanmaz.
