Bir Ezop Masalı “Dil”

ezop masal
Ezop Masalı “Dil”

Ezop başlangıçta köleymiş. Yani satın alınmış, parası verilmiş; soylu baylara uşaklık, hizmetçilik etsin diye tutulmuş insanlardan. Efendisi de bilge Ksantus’muş. Bilge Ksantus, bir gün dostlarına, tanışlarına bir şölen vermeyi kararlaştırdığında kölesi Ezop’u çağırıp buyurmuş:

“Çarşıya çık; yiyeceklerin, içeceklerin en güzelini, en tatlısını al; parlak bir şölen hazırla ki gelenlerin hepsi yediklerine şaşırıp parmak ısırsınlar…”

Ezop denileni yapmış, buyruğu yerine getirmiş. Bilgenin dostları, tanışları şölen sofrasına oturmuşlar. Bir de ne görsünler? Bütün yemekler, çerezler, tatlılar hep dilden yapılma değil mi? Kızmışlar, bilge Ksantus’a çıkışmışlar:

“Sen bizimle alay mı ediyorsun? Nedir bu senin yaptığın, hani bizi şölene çağırmıştın, bu mu şölen şölen dediğin senin?” demişler.

Doğrusu, bilge Ksantus da bozulmuş bu işe. Ezop’u çağırtmış:

“Nedir bu olanlar?” demiş. “Sen aklını mı kaçırdın? Bir iş emanet ettik sana, bak ne oldu? Beni durup dururken bunca insana karalattın.”

Ezop:

“Siz bana çarşıdan dünyanın en güzel, en tatlı şeyini al, getir dememiş miydiniz? Ben de dediğinizi yaptım işte…” demiş. “Dil dünyada var olan en güzel, en tatlı şeydir. Bütün bilimlerin anahtarı dildir. İnsanlar onunla anlaşırlar; sevgimizi, düşmanlığımızı dilimizle anlatırız. O olmasaydı halimiz kim bilir nice olurdu!..”

Hem tanışları hem bilge Ksantus, Ezop’un dediklerini doğrulamışlar.

“Evet…” demişler. “Ezop haklı. Dil gibi var mı?”

Aradan zaman geçmiş. Bilge Ksantus yine bir şölen vermeye kalkmış. Bu kez de “En kötü yiyecekleri al getir, onlarla bir şölen hazırla bize Ezop…” demiş. Akşam sofrada çağrılılar toplaşmışlar. Önlerine yine dil ile dil çeşitlemeleri gelmez mi?

“Bre Ezop, yine mi senin oyununa geldik?” diye çıkıştıklarında, Ezop söze girmiş:

“Değil…” demiş. “Dünyada en güzel, en tatlı şey dildir; ama yine de en kötü, en acı şey de dildir. Neden derseniz, insanları birbirine katan dildir; sövüp saydıran, işi dövüşe kadar götüren, çatışmaları doğuran hep bu dildir. İnsanlar ne çekerse dilleri belasına çekerler. Doğru mu eğri mi bu sözüm?”

Düşünmüşler: Ezop haklı. “Doğrusun!” demişler.

Diline sahip olmak da bir marifettir insan için. Dil, yeri geldi mi keskin, vurucu bir silahtan beter olur.

Ezop (Masallar)
(Çeviren: Tarık Dursun KAKINÇ)

Benzer Masallar

  • Avcı ile Aslan

    Avcı ile Aslan Masalı Günlerden bir gün, avcının biri ormanda avlanmaya çıkmış. Avcının ormana girdiğini gören tüm hayvanlar korkuyla sağa sola kaçışmaya başlamış. Ormanlar kralı aslan da tüm heybetiyle ormanda gezerken hayvanların kaçışmalarına bir anlam verememiş. Çok geçmeden aslan da usta avcının ormana geldiğini fark etmiş. Aslan ve avcı karşı karşıya gelmişler. Aslan tüm heybetiyle…

  • Karınca ile Fil

    Karınca ile Fil Masalı Bir zamanlar, kendinden daha küçük ve güçsüz canlılara zorbalık eden kibirli bir fil varmış. Günlerden bir gün fil ormanda gezerken bir karınca yuvası görmüş ve hortumuyla karıncaların yuvalarına su püskürtmüş. Zavallı karıncalar ağlaya sızlaya suyla dolu yuvalarından çıkmaya başlamışlar. Karşılarında kocaman fili görünce; – Bizden ne istiyorsun? Biz sana ne yaptık…

  • Keçi ile Eşek

    Keçi ile Eşek Masalı Bir varmış, bir yokmuş. Günün birinde, bir köylünün bir keçisiyle bir de eşeği varmış. Keçi: “Ona benden daha iyi bakıyorlar! Onu benden daha iyi yediriyorlar!” diye eşeği kıskanmış. Bir kurnazlık düşünmüş, eşeğe demiş ki: “Ne olacak senin bu durumun? Bir değirmen taşına koşarlar, onu çevirirsin, bir arkana yük vururlar, onu taşırsın!…

  • Hilebaz Eşek

    Hilebaz Eşek Masalı Bir zamanlar bir köyde bir tüccar yaşardı. Tüccarın bir eşeği vardı. Pazarda satmaya götüreceği eşyaları her gün eşeğinin sırtına yükleyip pazara giderdi. Pazara gidebilmek için her gün yolun üzerindeki nehirden geçmeleri gerekiyordu. Tüccar, eşeğine çok değer veriyordu. Ama eşek çok tembeldi. Bir gün tüccara tuz siparişi vermişlerdi. Tüccar ambarındaki tuzları pazarda satmak…

  • Aslan Prens

    Aslan Prens Masalı Zaman zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler cirit oynarken eski hamam içinde… Bir zamanlar, çok zengin bir tüccarın üç kız çocuğu varmış. Tüccar bir gün seyahate çıkmaya hazırlanırken kızlarına: –“Gittiğim yerlerden size ne getireyim, ne istersiniz?” diye sormuş. Büyük kızı inci bir kolye; ortanca kızı altın bir yüzük istemiş. Küçük kızı ise…

  • Gürültücü Çocuk

    Bir zamanlar bir gürültücü çocuk vardı. Nereye gitse gürültü yapar, herkesi rahatsız ederdi. Bu yüzden de kimseler gürültücü çocuğu sevmezdi. Bazen yürürken öyle sesler çıkarırdı ki, dayanılır gibi değildi. Gürültücü çocuğu gören diğer çocuklar ondan uzaklaşırlar, anneler, babalar da gürültücü çocuğun sesi gelmesin diye kapılarını pencerelerini kapatırlardı. Gürültücü çocuk bir gün fırından ekmek almaya gitti;…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir